DİSTOPYA VE OYUNLAR

Video oyunları, son 50 yılda dünyaya yeni bir imkan sundu: Farklı yaşamları deneme fırsatı. Video oyunlarından önce, kendi gerçeğinden başka bir hayatı deneyimleme fırsatı olmayan insanlar için bir savaş pilotu olmak, bir asker olup cephede savaşmak, bir uzay gemisi kaptanı olmak, bir mafya babası veya bir polis olup suçluların peşinden koş­mak artık sıradan bir fantezi haline dönüştü. Bugün evimizin salonundaki konforlu bir koltukta oturup dilediğimiz role bürünüyor olmamızı sağlayan video oyunlarında elbette en çok ilgi çeken konuların başında da, “ya çok tehlikeli ve kötülükle dolu bir dünyada tek başımıza kalsak, nasıl hayatta kalır­dık?” sorusu geliyor.

İşte bu noktada karşımıza, video oyun tarihinin ilk günlerinden beri büyük ilgi gören distopya oyunları çıkıyor. Peki nedir bu distopya oyunları? Distopya bize ne anlatıyor, nasıl anlatıyor, neden bu kadar beğeni topluyor?

YA ÇOK TEHLİKELİ VE KÖTÜLÜKLE DOLU BİR DÜNYADA TEK BAŞIMIZA KALSAK, NASIL HAYATTA KALIRDIK?”

Öncelikle distopya teriminin bir tanımını yapalım. Biliyorsunuz, herkesin hayallerini süsleyen, herkesin refah, zenginlik, sağlık ve mutluluk içinde, güven dolu bir ortamda yaşadığı mükemmel dünyaya, ütopya diyoruz. İşte bunun tam tersine de distopya deniliyor. Yani, hayatın çok zor şartlar altında geçtiği, insanların sürekli tehlike ve tehdit altında T olduğu, acı çektiği, mutlu olmadığı, baskı veya şiddet gördüğü, hayatta kalmak için zor bir savaş vermek zorunda olduğu, kimsenin içinde yaşamak istemeyeceği bir dünya hayal edin… Distopyanın tanımı o dünyaya uyar. Distopya oyunları da, bize bu tür bir dünya sunan oyunlar olarak kaşımıza çıkıyor. Örnek vermek gerekirse hemen aklınıza gelecek ilk isim Fallout serisi olabilir. Nükleer bomba­ların patladığı, bütün dünyanın radyasyonla kirlendiği, açlık, hastalık, savaş ve yokluk ile sarsılmış bir dünya… Oynarken hepimize çok heyecan veren bu dünyanın içinde gerçekten yaşadığınızı bir düşünün… Kafanızı evinizden çıkardığınız anda dışarıda bekleyen köpek büyüklüğünde bir hamamböceğinin üzerinize zıplayıp gözlerinizi yemeye başladığını, at büyüklüğünde sivrisineklerin iğnesini kafanı­za sokup beyninizi emdiğini hayal edin. Hala heyecanlanıyor musunuz?

Üstelik Fallout dünyasının sadece “cana­varlar” ile dolu olmadığını da hatırlayın. Adım başı silahlı saldırganlar, köle tacir­leri, yamyamlar, yabancıları öldürmeye meraklı vahşi topluluklar… Ege’nin mavi sularına, Karadeniz’in yeşil ormanları­na, Anadolu’nun bereketli topraklarına kendinizi bırakıp özgürce gezip tozarken aldığınız o huzuru, mutluluğu, Fallout’un ıssız bucaksız haritalarında adım başı karşınıza çıkıp kafanızı kesmek isteyen düşmanların tehditleriyle bir karşılaştırın… Distopyanın ne kadar korkunç olabileceği­ni fark etmişsinizdir sanırım.

Edebiyat ve sinema da distopyayı sever Distopya elbette sadece video oyunları­na özel bir konu değil. Edebiyat eserleri ve sinema filmleri arasında da distopya konusunu çok sık görebilirsiniz. Misal, si­nemada büyük beğeni toplayan Mad Мах çok başarılı bir distopya örneğidir. Matrix, Terminator, The VValking Dead, Equilibri- um gibi filmler yine distopik bir geleceği başarıyla anlatan filmlerdir ve dikkat ederseniz, hepsi de çok sevilmiş, çok iz­lenmiş, çok başarılı yapımlar olarak dikkat çekerler. Belki siz de benim gibi kişisel gözlemlerinizde, biri romantik komedi, biri distopya konulu iki film arasında kalmış birinin çoğunlukla distopya konusunu tercih ettiğini fark etmişsinizdir. Elbette, koluna sevgilisini takıp sinemaya giden gençleri kast etmiyorum. O arkadaşlarımız için sine­mada izlenecek film, çoğunlukla romantik komedi olacaktır, aksi halde aşık gencimizin “beni bu filme mi getirdin!” diye yakınan sevgilisinden azar işitmesi artık çok iyi bildi­ğimiz bir sahneye dönüşmüş durumda.

Peki, distopya eserleri neden bu kadar ilgi görüyor?

Distopik eserler bize hiçbir şekilde yaşaya­mayacağımız bir dünyanın örneğini sunuyor. Elbette dünyada her an bir nükleer savaş çıkabilir ve biz de ansızın Fallout benzeri bir dünyaya uyanabiliriz ama bunun çok düşük bir olasılık olduğunu biliyoruz. Uzaylıların dünyaya inip herkesi köleleştirdiği bir dünya da mümkün olabilir ama bunun gerçek olmasını beklemektense ХСОМ oynamak daha güvenli ve daha keyifli bir seçenek değil mi? Diğer bir deyişle, distopya oyunları aslında bir yandan korkularımızı, endişeleri­mizi kaşırken bir yandan da o korkularımızın gerçek olması halinde bizim neler yapabile­ceğimizi test edip görebilmemiz için de bir fırsat sunuyor.

Bir zombi salgınında nasıl hayatta kalabile­ceğimizi, bir nükleer savaş sonrasında vahşi dünyada neler yapabileceğimizi, uzaylıların dünyayı işgal etmesi halinde bir direniş hareketini nasıl hayata geçirebileceğimizi distopya oyunları sayesinde görebiliyor ve bu fantezileri yaşayabiliyoruz.

Ama bence distopya eserlerin çok daha önemli bir özelliği var. Bize, sahip olduğumuz dünyanın güzelliğini hatırlatıyor ve ona sahip çıkmamız için bilinçlenmemizi sağlıyor. Yani, “Homefronf gibi, ülkenizin işgal altında olduğu bir oyunu oynadığınızı düşünün… Binadan binaya koşuyor, düşman askerlerini boğazlıyor, görünmeden düşman üslerine sızıyor, sağı solu patlatıyorsunuz ama aynı zamanda işgal altında yaşamanın ne kadar ağır bir maliyet olduğunu görüyorsunuz. Savaşın, şiddetin toplumları nasıl felaketlere sürüklediğini fark ediyorsunuz. STALKER gibi bir oyunu oynarken, 1000 metrekare alana kurulu küçük bir nükleer santralin, kocaman bir şehri nasıl yok ettiğini, bölgeyi nasıl yaşanamaz hale getirdiğini anlıyorsu­nuz, ki STALKER serisine ilerleyen sayfa­larda özellikle değineceğiz çünkü bu oyun, gerçek dünyanın birebir aynı modelleme- siyle hazırlanmış, tam anlamıyla çok başarılı bir distopya örneğidir. Üstelik, “gerçek olmuş” bir distopya örneği olduğunu da unutmayalım.

Kısaca söylemek gerekirse, distopya eserleri bize aynı zamanda, insanlığın kontrolü kaybedip çirkin şeyler yaptığında dünyamızın, hayatlarımızın, yaşamlarımızın nasıl mahvolacağını da gösterir. Dolayısıyla gençleri bilinçlendiren yapısı çok önemlidir. O gençlerin 10-20 sene sonra yetişkin insan­lar olarak, sahip oldukları o bilinçle dünyayı daha güzel bir yer yapmak için çalışacakları­nı tahmin edebilirsiniz.

Bu konuda güzel bir örneğimiz de var…

Elon Musk… Terminator ve Matrix film serisi çekilirken henüz çocuk ve ergen yaşlarında olan Elon Musk’ın bu filmleri seyrederek büyüdüğünü biliyoruz. Bugün ise yapay zekanın hayatımızın her alanına girdiği ve hızla yayılmaya devam ettiği bir dünyada yaşıyoruz ve Elon Musk’ın başını çektiği bine yakın aydın ve bilim insanı, her gün Birleşmiş Milletler’in kapısına dayanıp yapay zekanın askeri alanda kullanılmasına ve robotların silahlandırılmasına karşı Birlemiş Milletler’den uluslararası bir yasa çıkarmak için çabalıyorlar. Çünkü bu insanlar, küçük­ken seyrettikleri bir distopik filmde sorulan o soruyla bilinçlenmiş dürümdalar: “Ya yapay zeka bir gün kendi başına karar verip tüm insanları düşman olarak görmeye başlarsa… Ne yapacağız?”

Bu sorunun cevabını da henüz kimse ve­remiyor. Birkaç general çıkıp, biz de onlara saldırır, ateş eder, patlatırız gibi çözümler üretiyorlar ama Elon Musk, Stephen Havvking gibi aydınlar bu cevapla tatmin olmuyorlar çünkü asıl problem eline silah alıp cephede insanlara ateş eden robot askerler değil…

Nükleer silahları kontrol edecek olan yapay zeka yazılımları… Elektrik santrallerini kontrol edecek olan yapay zeka yazılımları. Otomobilleri, uçakları, trenleri, gaz boru hat­larını, şehir alt yapılarını kontrol edecek olan yapay zekalar… Şehir yönetim ağının içine sızmış bir düşman yapay zekanın gece her­kes uyurken şehirdeki bütün gaz vanalarını açıp sonra kibriti çakmayacağını kim garanti edebiliyor? ABD’de bir şehir, San Francisco, 1900’lerin başında, deprem yüzünden kırılan gaz borularındaki sızıntılar nedeniyle hafta­larca yandı ve kül oldu. Aynı felaketin bu kez bir yapay zeka tarafından kasten yaratılma­ sını kim önleyebilecek? İşte bu soruları BM üyelerine sürekli soran bir grup aydın var ve bu insanların, 20 -30 sene önce Terminator ve Matrix gibi filmleri seyrederek büyüyen çocuklar olduklarını biliyoruz.

Dolayısıyla, distopya eserlerin, korkunç bir gelecek resmi çizerek aslında geleceği ko­ruyan ve insanları bilinçlendiren önemli bir görevi var. Bu yüzden de distopya eserleri, distopya oyunlarını ayrıca seviyoruz. Hatta, hastasıyız.

İşte, hala oynamadıysanız, mutlaka göz atmanız gereken çok başarılı distopya oyunları.

Fallout serisi

Fallout serisini bilmeyen oyun sever yoktur ama oynamayan oyun severler olduğunu biliyoruz. Fallout’un güzel yanı, piyasaya çıktığı 1997 yılından beri hiç eskimiyor olması. 20 sene önce çıkan izometrik RPG türündeki ilk oyunları bile hala keyifle oynanabiliyor.

10 sene önce çıkan Fallout 3 ve Vegas ile DLC’Ieri de hala genç, hala zevkle oynayabi­leceğiniz oyunlar. Fallout 4 zaten başlı başına bir efsane. Bunları hala oynamadıysanız, hem çok şey kaçırmışsınız hem de çok şanslısı­nız demektir. Bugün “keşke seriye baştan başlasam da o güzelim hikayeyi en başın­dan teneffüs edebilsem” diye kendini yiyen o kadar çok insan var ki… Üstelik Fallout, nükleer savaşın ne denli yıkıcı olabileceğini de en basit şekilde anlatan oyundur. Öyle ki 23 Ekim 2077’de cereyan eden büyük savaş sadece iki saat sürmesine rağmen dünyayı ve insanlığı üzerinden kolay kolay atamayacağı bir karanlığın içinde bırakmıştır. Neyse ki kaçınılmaz savaşın yaklaştığını gören birileri 100’ün üzerinde Vault (sığınak) yapılmasına önayak olmuştur da, türümüzün devamı için içimizde ufak da olsa bir umutla başlarız hikayeye.

FALLOUT, NÜKLEER SAVAŞIN NE DENLİ YIKICI OLABİLECEĞİNİ DE EN BASİT ŞEKİLDE ANLATAN OYUNDUR

S.T.A.L.K.E.R serisi

İlk kez 2007’de hayatımıza giren STAL- KER serisi, Ukrayna’da 80’li yıllarda sızıntı yapan Çernobil nükleer santralinin yarattığı felaketi konu alan bir oyun. Türkiye’yi de etkileyen bu büyük felaket sonunda, Çernobil bölgesi tamamen boşaltılmış ve bölge kaderine terk edilmişti. Yıllar sonra, bu bölgenin filmlerini, kayıtlarını inceleyen bir oyun yapım ekibi, devletten aldığı izinle, özel kıyafetlerle bölgeyi gezip ayrıca ince­leme yaparak, tüm bölgeyi birebir modelle­rmiş ve seneler süren geliştirme safhasının ardından STALKER’ı piyasaya çıkartmıştı. Oyun bu bölgede türeyen mutant yaratık­larla ve garip anomalilerle savaşıp hayatta kalmaya çalışan ve anomalilerde buldukları artifact’ları satıp para kazanmayı umut eden STALKER’ların öyküsünü anlatıyordu. Çernobil felaketi, dünyada nükleer santral kullanımına dair çekince oluşmasına neden olmuş ve o tarihe kadar hızlı bir şekilde devam eden nükleer santral projelerinin çoğu iptal edilmişti. Bu felaket nedeniyle on binlerce çocuk sakat olarak doğdu ve yine sayısını bilmediğimiz kadar çok insan, bölgeden dünyaya dağılan radyoaktif bulutlar nedeniyle kanser olarak genç yaşta hayatını kaybetti. Bugün STALKER oyunundaki o canavarları ve anomalileri denklemden çıkarırsak, aslında 1980’li yıllarda distopya olarak anılan bir gelecek bugün gerçek oldu ve binlerce yıl daha ya- şanamayacak bir bölge olan Çernobil şehri ve çevresindeki felaketi STALKER oyunu sayesinde gezip görebiliyoruz.

Metro 2033 serisi

Çernobil felaketi Rusya ve Ukrayna top­lumu üzerinde büyük bir travma bıraktı. Aslında bugün göreceli olarak geri kalmış bir toplum olarak dikkat çeken Ukrayna’nın, Çernobil felaketi nedeniyle aldığı hasar­dan dolayı toparlanamadığı da söylenir.

Bu travmanın etkileri de Rus ve UkraynalI sanatçıların eserlerinde sık sık görülebiliyor. Bu tür bir travmatik roman olan Metro 2033 de, nükleer savaş sonrası mahvolan bir Slav şehrinde, metro tünellerine sığınan halkın savaştan sonraki dünyada hayatta kalma çabasını anlatıyor. Ancak bu dünyada mutant canavarlar, katiller, yamyam kabileler gibi korkunç öğeler yer alıyor. Roman Rusya’da ve Ukrayna’da çok satanlar listesinde yer alırken, oyunu da ondan geri kalmadı ve yine Dmitry Glukhovsky’nin kaleminden tüm dünyada çok sevilen bir distopya serisine dönüştü. Serinin ilk iki oyunu olan Metro 2033 ve Metro Last Light o kadar beğenilmişti ki, kendisinden katbekat yüksek bütçelerle hazırlanan onca oyuna rağmen, geçtiğimiz ay düzenlenen E3 fuarının en gözde temalarından biri, serinin yeni oyunu Metro Exodus oldu. Eğer şimdiye kadar okuduklarınız ilginizi çektiyse, serinin oyunları kadar kitap üçlemesini (Metro 2033, Metro 2034, Metro 2035) de mutlaka öneriyoruz.

Homefront serisi

Kuzey Kore ABD’yi işgal etse ne olurdu? Ameri­kalıların komünist ülkeler tarafından işgal edilme korkusu, 50’li yıllara, İkinci Dünya Savaşı son­rasındaki soğuk savaş dönemindeki endişelere dayanıyor. İkinci Dünya Savaşı sonrasında Rusya veya o zamanki ismiyle Sovyetler Birliği’nin ani bir hamle ile balkan ve kuzey Avrupa ülkele­rini işgal etmesi veya kendi hegemonyasına çekmesiyle, Amerikalılar, “ay ya bir gece rus gemileri ABD’ye gelir ve bizi de işgal ederlerse,” korkusuyla yaşamaya başladı. İşte Homefront serisi, o korkunun gerçek olduğu bir geleceği konu ediniyor. Elbette Sovyetler Birliği diye bir ülke kalmadığı için bu kez ABD’yi Kuzey Kore işgal ediyor, siz de bölgedeki isyancı grupla hareket ederek kritik noktaları ele geçirmeye ve işgal kuvvetlerini bölgeden bir bir çıkarmaya ça­lışıyorsunuz. Sürükleyici bir oyun olduğunun da altını çizelim. Eksikleri yok değil ama oynaması son derece keyifli bir FPS’tir.

Half -Life serisi

Uzaylıların dünyayı işgal ettiği ve insanları köle­leştirdikleri bir geleceği hayal edin. Üstelik de bu uzaylılar dünyaya yine şapşal bilim adamlarının beceremediği bir deneyde açılan boyut kapısın­dan giriyorlar ve bütün dünyayı işgal ediyorlar. Bütün insanlık bir anda köleleşiyor, tek tip elbiselerle fabrikalara gidip bütün gün uzaylı sahipleri için çalışıyorlar. Ama bu köleliğe dur diyen bir kardeşimiz var biz de elimizde bir levye ile o kardeşimizin öyküsünü oynuyoruz. 90’lı yıllarda ilk kez karşımıza çıktığında, FPS mekaniği ile büyük beğeni toplayan oyun, ikinci oyunundaki güçlü öyküsü ile de dikkat çekti ama üçüncü oyunu bir türlü göremedik. Half-Life 3 medyaya duyurulduğunda herhalde bütün televizyonlar canlı yayınlarını kesip flaş haber olarak verecekler ama bugün artık çok gelişmiş olan sayısız oyunun arasında, çok müthiş bir öykü ve teknolojik alt yapısı olma­dan Half-Life 3’ün öncülleriyle aynı başarıyı yakalaması kolay görünmüyor. Açık konuşmak gerekirse, Steam sayesinde parayı bulan Valve’ın buradan köye kadar uzayan beklen­tileri artık karşılayamayacak bir devam oyunu işine girip risk alması da pek olası değil.

ХС0М serisi

Distopyayı strateji ile buluşturan ХСОМ serisi 90’ların ortasından beri çıkan her oyunu ile oyun severleri mutlu eden bir yapım. Uzaylı kardeşlerimiz bir milyon ışık yılı öteden gelip insanları köleleştirmek isterken onlara biz dur diyoruz ve hemen bir direniş hareketi kurup, bu uzaylıları gördüğümüz yerde dövmeye baş­lıyoruz. Firaxis Games’in eline geçtikten sonra öykü olarak da zenginleştirilen ХСОМ, 25 yıldır dünyanın en sevilen oyunları arasında yer alıyor ve seri geçtiğimiz yıllarda piyasaya çıkan Enemy Unknovvn ile yeniden canlandıktan sonra da müthiş kitlelere ulaştı. Zaman içinde türlü bundle’ların içinde uygun fiyatlar ile kendisine yer bulan yapım, artık eli yüzü düz­gün tüm Steam hesaplarının kütüphanesinde kendisine yer bulmuş durumda. Serinin ikinci oyunu da sabırsız oyuncuları kısa sürede tuş ettirecek zorluğuna rağmen serinin çıtasını bir seviye daha yukarı taşımayı başardı. Ağustos ayının sonunda piyasaya çıkacak olan son genişleme paketi War of the Chosen’ın 150 TL’lik fiyatına bakacak olursak, bu konuda da sınırları zorladığı kesin.

Deus Ex serisi

Deus Ex’in ilk oyunu, 2000 yılında piyasaya çıktığında büyük yankı uyandırmıştı. O yılların standartlarının çok üzerinde, derin bir içeriğe sahip olan Deus Ex, şirketlerin dünyayı yönettiği bir geleceği anlatıyordu ki, aslında o geleceğin hızla yaklaşmakta olduğunu da oyunu oynadıktan sonra fark edebilirsiniz.

Her biri yüzlerce milyar dolar değerindeki dev teknoloji şirketleri bugün artık dünyanın yöne­timinde önemli söz sahibi olmaya başladılar bile. Yarın Deus Ex’in resmettiği bir dünya­nın gerçek olma ihtimali çok yüksek… Tabii aranızdan bazıları büyüyünce bilim insanı, aydın, sanatçı, oy veren yetişkin veya siyasetçi olur da, Deus Ex benzeri bir dünyayı mümkün kılacak gelişmelerin önünde duracak olursa, dünya o kabusu yaşamadan kurtulabilir. Her şey sizin elinizde. Sevdiğiniz kızla düğün fotoğraf basmayı hayal ederken bir yandan da dünyayı distopyaya çevirmek isteyenlere karşı uyanık olmayı ihmal etmeyin. Ben o sıralar çok yaşlanmış olacağım, bu görevde size güveniyorum.

DİSTOPYA VE OYUNLAR” için bir yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Güvenlik Kodu * Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.