Oops! It appears that you have disabled your Javascript. In order for you to see this page as it is meant to appear, we ask that you please re-enable your Javascript!

Mass Effect Andromeda

RPG türü bambaşka bir yapı sunar. Baş­langıçta sadece fantastik ve bilim kurgu severlere hitap ediyormuş gibi gözüken bu tür, zamanla diğer tüm oyun modellerinin içerisinde kendisine yer buldu. Tabii türden ziyade, beraberinde getirdiği mekanikler esas dikkat çeken noktayı oluşturuyordu. Seviye atlama, karakter geliştirme, farklı şekilde hesaplanan savaşlar, zırh ve silah üretme gibi birbirinden farklı birçok mekaniği üzerinde taşıyan RPG’ler, bugün oyun dünyasının can damarlarından. Fakat gelişim ve değişim kaçınılamaz bir gerçektir. Ne yaparsanız yapın, bu dünyada değişime engel olmak mümkün değildir. Her değişim de gelişim anlamına gelmez. Bunun en iyi örneğini bugün CRPG olarak andığımız yapımlardan, ARPG, yani bol aksiyonlu RPG modeline geçişte görüyoruz. Kendisini RPG olarak tanımlayan ama bir o kadar da aksiyonla dolu olan bu yapımlar, özellikle 2000’li yılların sonuna doğru tür için sancılı bir dönem yaşanmasına sebep oldu. Klasik RPG severler bu geçişten en çok etkilenen kesim oldu. Diğer taraftan yeni jene­rasyon için RPG ile tanışma fırsatı ortaya çıktı. Nitekim aksiyona bulanmış bu yeni oyunlar o kadar farklıydı ki bir şekilde ne eski, ne de yeni oyuncuların dikkatini çekebildi. Derken BioVVare’in 2007 yılında ürettiği Mass Effect isimli oyunu hem PC, hem de konsol dünyası­na öyle bir giriş yaptı ki hemen her türlü RPG sever kendisini bu oyunun başında buldu.

TPS kamera açısına sahip olmasına rağmen, sadece RPG mekaniklerini değil, hemen her türlü RPG öğesini bünyesinde barındırmayı başaran yapım, tüm dünyada büyük yankı uyandırdı. Fakat 2010 yılında Unreal Engine 3’ün birçok nimetinden yararlanarak üretilen Mass Effect 2, hem ilk oyunu gölgede bırak­tı, hem de yepyeni bir RPG türünün önünü açtı. Yazılan senaryo o kadar etkileyici ve karakterler o kadar özenliydi ki Mass Effect 2’nin başına oturan oyuncular resmen mo­nitöre yapıştı. Farklı oyun sonları, muazzam atmosfer ve birbirinden farklı oynanış biçi­miyle RPG camiasının uzun süredir aradığını son kullanıcıya sunmayı başardı. Tüm bu kaliteli yapımların ardından üretilen Mass Effect 3, ne yazık ki ikinci oyunun gölgesinde kalmış, özellikle oyun sonunda ortaya çıkan “tıkanmadan” dolayı eleştiri oklarının hedefi haline gelmişti. Her ne kadar BioWare’m yeni bir güncelleme ile oyun sonuna dair sıkıntıları bir nebze de olsa ortadan kaldırmış olmasına rağmen, üçüncü oyun “yetersiz” bir yapım olarak akıllarda yer etti.

Yeni bir başlangıç

İyi bir ivme yakalayan ve büyük bir oyuncu kitlesinin sesi olmayı başaran Mass Effect’in üçüncü oyundan sonra iyi bir çıkışa ihtiyacı vardı. İlk olarak Casey Hudson’un 2012 yılında Twitter üzerinden duyurduğu yeni oyunun, 2014 yılında gerçekleştirilen E3 fuarı esnasın­da isminin Mass Effect 4 olmayacağının altı çizildi. Bu bir anlamda ana senaryonun son bulduğunun ve yeni bir maceraya başlanaca­ğının da en önemli belirtisiydi. Nitekim öyle de oldu ve artık Mass Effect: Andromeda ile karşı karşıyayız. Bambaşka bir galaksi, bambaşka bir hikâye ve birbirinden farklı karakterlerin yer aldığı bir macera…

Yeni hikâyemiz aslında önceki serinin var olduğu bir noktadan, geleceğe doğru gidiyor.

Bildiğiniz üzere insanlar, içerisinde var olduğumuz Samanyolu Galaksisi üzerine Reaper’lar tarafından gelen bir saldırı oldu­ğunu biliyorlardı. Hem daha uzak galaksilere ulaşmak, hem de bu tehditte karşı farklı bir opsiyon bulmak için bir grup insan, Androme­da Galaksisine doğru uzun bir uçuş yaptı. Ta­bii buradaki uçuş kelimesine çok takılmamak lazım zira çok uzaktaki bu galaksiye ulaşmak için, yola çıkan keşif ekibimiz uzun bir uykuya yattı: 600 yıl kadar. Evet, bu da demek oluyor ki Andromeda orijinal hikâyeden uzun bir süre sonrasını konu alıyor.

Bu uzun yolculuğu yapan ekibin ismi And­romeda Initiative. Jien Garson tarafından kurulan ekip, içerisinde İnsan, Aşari, Turian ve Salarian’lardan oluşan farklı ırklara ev sahip­liği yapıyor. Bu özel ekibin tek bir amacı var, o da Samanyolu galaksisinin ötesinde yeni bir uygarlık kurmak. Farklı ırkların bir arada olduğu bu güzide ekip, pek tabii oyuncu için de birçok farklılık anlamına geliyor. Anlayaca­ğınız oyun içerisinde birbirinden farklı ırkları deneyim etme fırsatımız olacak ki zaten Mass Effect gibi zengin bir ırk yelpazesine sahip bir oyundan da aksi beklenmezdi. Tabii hikâye farklılaştığı için karakterlerde de büyük farklılıklar ortaya çıkması kaçınılmaz. Pek sevdiğimiz Commander Shepard şimdilik bizden 600 yıl kadar geride, bambaşka işler peşinde koşuyor olsa da Androme- da Initiative ekibi olarak yeni bir uygarlık kurma çabamız bir noktada en az Galaksiyi korumak kadar önemli. Bu görev için The Ryder Tvvins olarak bilinen kardeşlerden birisini seçerek oyuna başlayacağız. Yapılan açıklamalara göre hangi karakteri seçersek seçelim, diğeri senaryonun ana karakterine dönüşecek. Bu açıklamadaki “ana karakte­re dönüşme” mekaniği ne şekilde oyunda kendisini gösterecek gerçekten merak ediyorum zira Mass Effect gibi bir oyunda seçeneklerin bol olması ve karakterlerin de beklenmedik şekilde hareket edebilmesi gerektiğini düşünüyorum. Bu sebepten tek bir karakterin üzerinden ilerleyen senaryo akışı kesinlikle ilerleyişe zarar verecektir.

Ha, bu karakteri taklacı güvercin gibi oyuna yedirebilirlerse işte o zaman Mass Effect 2 tadını alabiliriz gibi geldi. Ryder ikizleri bilindiği kadarı ile Commander Shepard’dan daha genç, en azından maceranın başında.

Ayrıca iki kardeşin de hiçbir savaş deneyimi yok. Sadece bir miktar savaş ve hayatta kalma eğitimi almışlar, hepsi bu. Bu da demek oluyor ki karakterimizi gerçekten sıfırdan yaratmaya başlayacağız. Açıklanan karakterlerden bir diğeri de Alec Ryder. Hemen anlayacağınız üzere ikizlerin babası oluyor ve görücüye çı­kan Andromeda fragmanlarında sıkça bizlere el sallıyor. Bilinen son karakterse az önce de adını andığım Jien Garson. Kendisi Androme­da Initiative’in kurucusu. Her ne kadar hakkın­da çokça bilgi paylaşılmamış olsa da genelde bu tarz ekiplerin kurucusunun altından hep bir bit yeniği çıkar. Aha da buraya yazıyorum; bu adam kesin acayip işler yapacak ve bizi sürekli şaşırtacak.

Bu kadar RPG dedik, e o zaman sağlam bir hikâyenin yanında, en az o hikâye kadar kaliteli bir diyalog sistemi olması da gerekiyor. Diyalog modeli elbette hem bu tarzdaki oyun­lar hem de genel oyun modeli açısından bir hayli önem arz ediyor. Diyalog sistemi önceki oyunları deneyim edenlerin çok iyi bileceği üzere neredeyse tüm oyunu sırtlıyordu. Özel­likle ikinci oyun ile birlikte hayatımıza giren “Interrupts” yani araya girmeler, ayrıca bir anlamda karakterimizin tavrını yansıtan Para- gon ve Renegade başlıkları, oyuna muazzam bir derinlik katmıştı. Nitekim bilindiği kadarı ile Paragon ve Renegade’i Andromeda’da göremeyeceğiz. Fakat Interrupt mekaniği tıpkı eskiden olduğu gibi konuşmaların seyrini bir anda değiştirmek için yanı başımızda olacak. Ayrıca konuşmalar önceki oyunlarda olduğu gibi senaryonun ilerleyişine direkt etki edebilecek. Diyalog yoğunluğunun ne miktarda olacağı ya da konuşarak ne gibi işler başarabileceğimizi ise ancak oyun piyasaya çıktığı zaman göreceğiz. Bakalım konuşarak ne gibi işler başarabiliyoruz?

Yeni oyun ile birlikte daha önce görülmemiş büyüklükte bir Mass Effect haritası deneyim edeceğiz. Yapılan açıklamalara göre gezip gö­rülebilecek birçok farklı gezegen bulunacak. Yetmezmiş gibi her gezegen de kendi doğa­sına sahip olacak. (Bu vaatler insana yakın zamanda çıkan bir oyunu hatırlatıyor, değil mi?) İçerisine daldığımız gezegenler o kadar büyük olacak ki üzerlerinden araç ile geçmek zorunda kalacağız. Peki, nasıl mı? Tabii ki No- mad ND1 ile! Eskiden Mako olarak bildiğimiz bu güzide araç, birazcık değişmiş ve birazcık da gelişmiş şekilde yeniden karşımıza çıkıyor. Önceki modeli olan M29 Grizzly’ye göre daha ufak ve daha farklı bir amaca hizmet edecek olan araç, üzerine indiğimiz birçok gezegen­deki en yakın dostumuz olacak. Sadece hızlı hareket kabiliyeti sunmayan yeni afacan kara cihazımız, aynı zamanda üzerinde bulunan 155mm’lik “mass accelerator cannon” ve de makineli tüfeği ile düşmanlarımızın korkulu rüyası olacak. Bilindiği kadarı ile aracın zırhı yüksek yerlerden düşüşlere, zorlu yüzey ko­şullarına, aşırı sıcak ve soğuğa karşı dayanıklı olacak. Sahip olduğu süspansiyon sistemi sayesindeyse hemen her türlü yüzeyde rahatlıkla ilerleyebilecek. Bu noktada aracın oyuncu tarafından ne kadar rahat kontrol edilip edilemeyeceğini görmeden bu vaatlere hemen inanmamak gerekiyor. Umuyorum kontrolü rahat ve kullanması eğlenceli bir araç olur. Varsın zemine çok iyi tutunamasın ama yeter ki rahat şekilde kontrol edilebilsin! Aracın civarda bulunan mayınları ve benzeri korkunçlukları algılayabilen sistemi sayesin­deyse onunla hayatta kalmak bir nebze olsun daha kolay olacağa benziyor.

Sınıf ayrımcılığına son

Mass Effect bugüne kadar RPG oyunlarının artık klasiği haline gelmiş olan belirli sınıf sistemleri üzerinden karakter yaratmamıza imkân sunuyordu. Bu sayede farklı karakter­lerle, farklı oyun deneyimleri yaşayabiliyorduk. Nitekim klasik sınıf sistemi Andromeda ile geçmişte kalıyor! Artık seçtiğimiz karakteri sahip olduğu yetenek ağaçları üzerinden, bizzat kendimiz oluşturacağız. Özellikle ken­disine güvenen RPG yapımlarının kullandığı ve beceremediği zaman tüm oyunun açık ara çöpe dönüştüğü bu sistem, BioWare’in kendisine ne kadar güvendiğinin en net gös­tergesi. Farklı yetenek ağaçlarına sahip olan karakterimizi, bilindiği kadarı ile combat, tech ve biotic özellikleri altında geliştirebileceğiz. Hatırlayacağınız üzere Commander Shepard iki farklı özellik kategorisinden fazlasını kul­lanamıyordu. Her ne kadar ana karakterimiz yetenek konusunda bir hayli geliştirilebilir olsa da ekibimizde bulunan yancılar ana karakte­rimiz kadar detaylı şekilde geliştirilemeyecek. Diğer karakterler üzerinde ne gibi ayarlamalar yapılabileceği pek tabii en çok dikkat çeken noktalardan birisini oluşturuyor. Henüz bir açıklama gelmemiş olmasına rağmen, en az kendi karakterimiz kadar özellik, silah ve oyun stili kombinasyonu yapabilme potansiyeli, kesinlikle oyun deneyimine zevk katacaktır. Bugüne kadar geçen sürede dört farklı takım arkadaşımız hakkında bilgi alabildik. Bunlardan ilki Liam ismindeki erkek bir insan. Ayrıca kod adı Peebee olan bir Aşari, Veta isimli Turian bir hanım ve Drack isimli Krogan bir beyefendi de diğer yoldaşlarımız olacak. Yavaş yavaş kendisini gösteren takım arka­daşlarımız, her daim olduğu gibi oyunun gidi­şatına büyük etki edecek ve dönüşü olmayan bir senaryoda bizlerle birlikte kulaç atacak. Genel olarak bilinen sınıflar olmayacak ama oyuncular kazandıkları yetenek puanlarını harcadıkça, yeni profiller açabilecekler. Misal, combat ve biotic konusuna eğilen bir karakter, Vanguard profilini açabilecek. Açılan her pro­fil, oyuncunun yarattığı karaktere uygun bir bonus sağlayacak. Açılabilir olan altı profil de malumunuz, Mass Effect oyunlarındaki klasik sınıf isimleri ile anılacak. Combat, biotic ve de tech güçlerinin hepsi konusunda kendisini geliştirebilen oyuncularsa, yedinci profil olan Explorer olarak adlandırılacak.

Gelelim işin romantizm kısmına. Bilen bilir, Mass Effect serisi arkadaşlıktan düşmanlığa, nefretten cinselliğe kadar uzanan bir yolda ilerler. İlk defa ortaya çıktığında büyük yankı uyandıran oyun içi cinsel yakınlaşmalar, bu­gün birçok oyun tarafından kullanılıyor. Tıpkı bizim gibi diğer karakterlerin de duyguları olduğunu oyuncuya hatırlatan ve sevginin fiziksel boyuta doğru gidebileceğini gösteren romantizm teması, kesinlikle Mass Effect serilerinin en önemli noktalarından birisini oluşturuyor. Her ne kadar önceki oyunlarda her türlü duygusal yakınlaşma tek bir sona doğru ilerliyor gibi duruyorduysa da And- romeda ile romantizmin sonuçlandığı farklı ilişkiler söz konusu olacak. Farklı seviyelerde yaşanabilecek olan romantizm ile herhangi bir NPC ile sadece “çıkabilecek,” ilişkimizi gayri resmi şekilde yaşayabileceğiz. Herhangi bir cinselliğe yer vermeden, tıpkı Mass Effect 3’te Garrus ile şişelere ateş ettiğimiz gibi günü yaşayıp, birlikte eğlenebileceğiz. Duygusal birlikteliğin oyunun hikâyesindeki yerini iyi anlayan ve oyuna çok şey kattığını gören BioWare, Andromeda ile NPC’Ierin duyguları üzerinde de çalışmış. Bazı NPC’Ier duygusal yakınlaşmaya daha yakın olacağı gibi, bazıları da mümkün mertebe fiziksel yakınlaşmayı tercih edecek. Benzeri şekilde, NPC’Ierle olan yakınlaşma da karakterden karaktere farklılık gösterecek. Kimileri ile kısa sürede panpa moduna girebilecekken, kimilerine ulaşmamız çok daha uzun sürecek. Birden fazla karakter­le romantik bir paylaşım yaşayabileceğimizin altını çizen yapımcı ekip, bu karakterlerin ko­nuya olan farklı tepkilerine de hazır olmamız gerektiğinin altını çizdi. Anlayacağınız gemide şenlik var!

Oyun modeli

Andromeda çıkmadan önce hakkında çok konuşulan ve merak edilen multiplayer konu­sunda da bazı açıklamalar yapıldı. Özellikle tek kişilik ve multiplayer oyun modunun birbirine etki edebileceği yönündeki iddialar, yapımcı Mike Gamble tarafından doğrulanmış bulunuyor. Gamble’ın açıklamalarına göre “Strike Team” ismi verilen sistem sayesinde, oyuncular tek kişilik senaryo ve multiplayer arasında gidip gelebilecekler. Bu sistem sayesinde oyuncular Helios’ta neler oldu­ğu hakkında birçok bilgiyi elde edebilecek. Bildiğiniz üzere Mass Effect 3’te bulunan wave-survival multiplayer modu, oyunun so­nunu direk olarak etkileyebiliyordu. Fakat tüm oyuncuların deneyim edemediği ve kimilerinin de etmek istemediği multiplayer modu ana hikâye üzerindeki bu gücü, büyük sıkıntılara yol açmıştı. Fakat Gamble’ın açıklamalarına göre Strike Team’in sunduğu “meta-story” kısmını herhangi bir şekilde online olmadan deneyim etmek mümkün olacak. Konu hak­kında sınırlı bilgimiz olsa da Mass Effect 3 ve Dragon Age: Inquisiton’dan yola çıkarak, dört kişilik bir multiplayer deneyiminin ufukta ol­duğunu söyleyebiliriz. Multiplayer konusunda ortaya çıkan önemli detayların başındaysa her oyuncunun Prestige olarak tanıtılan yeni bir yetenek puanı türü kazanacak olması geliyor. Her oyuncu hem geleneksel XP puanı, hem de Prestige puanı kazanacak. Multiplayer oyun modu deneyim ettikçe kazanılan Prestige, direk karakteri geliştirmek yerine, karakterle özdeşleşen bir yapıyı güçlendirmek için kulla­nılacak. Misal tank oynamak gibi… Tek kişilik oyunda da bulunan Jetpack, multiplayerda da kullanılabilecek ki bu da farklı tarzda haritalar ile karşılaşacağımızın garantisi anlamına geliyor. Global timer’a sahip olan özelliklerimiz de artık kişisele dönüşmüş durumda. Yani ne ekersek onu biçeceğiz. Blind card paketleride yeniden aramıza katılan eski dostlardan. Oyun içi para ile satın alınabilen paketler sayesinde bolca alım satım işine gireceğe benziyoruz. Bakalım bu para işleri oyuna ne şekilde yansıyacak. Şimdiden birçok oyuncu “pay to win” endişesi içerisinde ki sanıyorum ziyadesiyle haklılar. Son zamanlarda üretilen Gears of War 4 ve Uncharted 4: A Thief’s End gibi oyunlarda iyice yakından tanınan bu para ver, ürünü al mantığı umarım Andromeda’yı bir anda dibe sürüklemez.

Gelsin artık!

Mass Effect: Andromeda özellikle birinci ve ikinci oyunu severleri hedef almış gibi gözü­küyor. Yayımlanan oyun içi videolara baktığı­mızda Forstbite 3 grafik motorunun ne kadar kaliteli kullanıldığına şahit oluyoruz. Karakter modellemelerinden çevredeki detaylara kadar uzanan, kelimenin tam anlamıyla muazzam görüntüler söz konusu. Atmosferi olduğun­dan kat be kat daha da kaliteli kılan grafik optimizasyonları, özellikle oyunu 4K deneyim edenlerin dudağını uçuklatacağa benziyor. Ayrıca kullanılan TPS kamera açısı gerçekten kaliteli ve sanki sadece Mass Effect’e özelmiş gibi bir his yaratıyor. Yani bu kamera açısı insanı bir anlamda “Mass Effect oynuyor- muş” gibi öylece oyunun kalbine yerleştiriyor. Grafikler iyi güzel hoş dedik ama tek olay görünüş ile bitmiyor. Silah ve tech güçleri için yapılandırılmış olan animasyonlar da cabası! Farklı güçler sayesinde karakterimizi hem bir TPS, hem de bir RPG oyunu karakteri gibi hareket ettirebiliyor olmak uzun süredir ara­dığımız deneyimi yaşamamıza ön ayak olacak gibi duruyor.

Özetlemek gerekirse Mass Effect: Andromeda hakkında büyük umutlar besliyoruz. Oyunun ilk çıkış videosundan son yayımlanan oyun içi görüntülerine kadar gelinen yolda, gerçekten kaliteli bir oyunla karşılaşacağımızı hissettik. Ana senaryonun bir anlamda rafa kaldırılması ve bambaşka bir hikâye örgüsüne dalıyor olmaksa cabası. Sanki Mass Effect 3,Star Wars: Episode Vll’ydi ve Andromeda da Rogue One olacak gibi bir his var içimde.

Yenilenen grafik motoru oyunu başlı başına farklı hale getirmeyi başarmış gibi duruyor. 4K desteğiyse özellikle yüksek grafik kalitesini konsolda da yaşatmayı başaracak. Atmosferin derinliği sadece yayımlanan videolardan bile okunabiliyor. Yine de değiştirilen sınıf sistemi ve eklenmeye çalışan multiplayer mekanikleri büyük soru işaretleri uyandırıyor. Hoş, Mass Effect 2’yi yapan bir firmadan, üçüncü oyunda yaşananlardan sonra sağlam bir yapım bekle­mek pek de hayal gibi durmuyor. Beklenti zir­vede olduğu için Andromeda piyasaya çıktığı zaman sert eleştirilerin hedefi olmaya çok açık bir oyun ama umarım yıllar sonra aradığımız oyunu deneyim edebiliriz. Umarım BioWare bizi unutulmayacak bir maceranın ortasına bırakır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Güvenlik Kodu * Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.