Oops! It appears that you have disabled your Javascript. In order for you to see this page as it is meant to appear, we ask that you please re-enable your Javascript!

Perception

Kör bir kahramanın gözünden kabusların üzerine gitmek…

Percepiton ile çok sıradışı bir konsept var karşımızda. Nasıl ki Legolas meşhur “elf gözleri” ile çok uzaklarda uçan sineğin kanatlarını bile ayırt edebiliyorsa, bağımsız yapımcı The Deep End Games’in oyunundaki Cassie de tam tersine görme engelli. Bastonuy­la yere vurduğunda oluşan yankılar sayesinde “işitsel olarak” görebilen Cassie, bir süredir kabuslarının esiridir. Artık canına tak eden Cassie, kabuslarında gördüğü köşkün izini sürer ve kendisini Massachusetts (yazması çok zor!) – New England’da bulur. Cassie, karlı ve soğuk bir gecede köşke ilk ayak bastığında her şey normaldir. Eşyaların üstü örtülmüş, köşk terk edilmiş izlenimini vermektedir. Lâkin çok geçmeden rüyasında gördüğü objeleri etrafta görmeye başlayınca önce garip sesler ve sonra da başkalarının varlığını evde hissetmeye veya işitmeye başlar. Tüm bunlar yetmezmiş gibi bu köşkte bir anormallik söz konusudur. Öyle ki; köşke ilk ayak bastığındaki hali ve şimdiki hali farklıdır. Ama bu eşyaların üstü örtülü değil miydi? Ya bu koridor da nereden çıktı? Cassie göremiyordur, yalnızdır ve doğaüstü bir şeyler olup bitmektedir…

Ne kadar da ilgi çekici değil mi? Görme engelli bir karakteri açıkçası ben ilk defa oynadım. Lâkin her ne kadar fikir sıra dışı olsa da yapımcılar da birçok şeye de “kör kalmış” gibi. Evet, oyuna başlıyorsunuz ve tüm dikkatinizle köşke adımınızı atıyorsunuz. Bir müddet sonra ise yapım monotonlaşarak oradan oraya yürümeye ve etraftaki nesnelerle vasıtasıyla olayların iç yüzünü öğrenmeye dönüşüyor sadece. Korku yok, gerilim yok, heyecan yok. Hikayenin ne¬reye bağlanacağı, hikayeler içindeki hikayeler, daha önceden evde yaşamış insanların başına gelenler, Cassie ile ne alakası var gibi etmenler sonuna kadar gitmenizi sağlıyor (iki buçuk saatte bitirebilmek mümkün) ama oyun değişik bir şey denemesine rağmen başarılı olamıyor ve bir süre sonra sıkıcı olmaktan kurtulamıyor. Cassie bahsettiğim gibi göremiyor. Peki, o zaman onu nasıl kontrol ediyoruz? Basit: Ben Affleck’in Daredevil’ı gibi! Cassie’nin basto¬nunu yere vurması, yürürken ayakkabılardan çıkan ses ve etraftaki eşyaların çıkardığı sesler (tıslayan kalorifer mesela) sayesinde Cassie, etrafını mavimsi hatlar sayesinde görebiliyor.

Bu yüzden oyunda bastonu bolca yere vurarak yankı oluşmasını sağlıyor ve yankılar eşyalara çarpınca yerlerini saptıyoruz. Fakat dikkat edin. Evde bir şey var ve ses onu çekiyor. Bastonu fazla yere vurursanız bir müddet sonra ekran kırmızımsı tona bürünüyor ve o saatten sonra yapmanız gereken şey ya sessizce uzaklaş¬mak ya da saklanmak. Gerçi fazla da dikkat etmenize gerek yok. Şey dediğim o varlıktan kaçmak çook kolay ve sırf ne zaman geleceğini görmek için (oyun “bastondan çıkan ses bir şeyleri çekebilir” demese haberim bile olmayacaktı ya) bastonu seksen kere yere vurdum da ancak geldi. Yakalanırsanız ölüyorsunuz ve köşkün merkezinden bir daha başlıyor¬sunuz. Etrafta bulunan bazı özel nesneleri eline aldığında Cassie o nesnelere dahil olan anıları sezebiliyor ve bu anılar önemli ipuçları veriyor. Etrafta bulunan belgeleri de “yazıdan söze çevir” programı ile Siri benzeri bir ses bizlere okuyor. Bir de Cassie’nin altıncı hissi denilen özellik sayesinde gideceğiniz yeri görebiliyorsunuz ki bu olmasaymış bu oyun bitirilmezmiş.

Perception çok iyi düşünülmüş bir konsepti maalesef uygulayamamış bir oyun. Oysa çok büyük bir potansiyel varmış ortada ve sadece yürümek, belgeler okumak, eşyalar bulmak ile heba edilmiş. İlk yarım saat güzel ama sonrası? Aynı şeyler, aynı şeyler. Neyse ki geriye iki saat kalıyor da bir seferde yapımı ve Cassie’nin hikayesini berinizde bırakabiliyorsunuz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Güvenlik Kodu * Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.