Oops! It appears that you have disabled your Javascript. In order for you to see this page as it is meant to appear, we ask that you please re-enable your Javascript!

PHANTOM DOCTRINE

Casusluk, soğuk yenen bir savaştır.

1983 yılındayız. Yurtdışına uluslararası bir toplantıya katılmak için giden ebeveynleri­me sipariş ettiğim, ilk oyun konsolum Atari 2600’ü hevesle beklediğim, yaz tatili boyun­ca da PacMan ve Combat oynadığım sene. 1983 başlarında, minik el konsolu Gamevvatch’dan yengeç yakalamaca deneyimim de var. O zama­nın modası aynalı gözlüklerimizi takıp dünyaya şöyle bir bakacak olursak, İstanbul nüfusunun 5 milyon olduğunu, ülkemizde üç yıllık askeri yönetimin ardından Kasım ayında sivil – demok­ratik hayata geri dönüldüğünü, iki süper güç ABD – SSCB arasında Soğuk Savaş diye anılan gerginliklerin, uzay ve bilişim teknolojisi yarışı­nın kızıştığını ve gizli kapaklı örgütlerin casuslar arası mücadelelere girmiş olduklarını görürüz.

Sıra tabanlı gizli servisçilik

Bir – iki aydır merakla beklediğim sıra tabanlı strateji Phantom Doctrineîn hiç de fena olmayan öyküsü de bu bahsettiğim dönemde geçiyor işte. 100 küsur saatlik deneyimimden aklımda ve sızlayan gözlerimde kalanlara geçmeden önce sanal alemde oluşan bir önyargıya değinmek istiyorum: “Casuslu ХСОМ”falan deniyor da, sıra tabanlı olmaları dışında büyük benzerlikleri yok işin gerçeği, 70 saat kadar da ХСОМ*a süre ya­tırmış bir sıra tabanlısever oyuncu olarak “aççık seçik’söylüyorum bunu’kıymetli hemşerilerim’ (tırnak içi ifadeler için bkz: 1983 yılı TC devlet bü­yükleri). Ana karaktere CIA ve KGB arasından bir özgeçmiş seçerek başlıyoruz, Cabal adlı çok gizli ve tabii ki kurgu ürünü bir istihbarat örgütünün önemli bir elemanıyız. Karakter kişiselleştirme eh işte seviyelerinde, isim ve uyruk belirlenen pasaport kısmınaysa öykü ilerledikçe, zorunlu olarak gireceksiniz bazen. Total War serisinin tam tersi bir oynanış söz konusu: Dünya haritası üze­rinde gerçek zamanlı (durdurulup başlatılabilir tabii), çatışma – casusluk görevlerindeyse sıra ta­banlı ilerliyor işler.

Gizli üssümüz ana görevlerde ilerleyip, dünya üzerinde oynanan sinsi oyunları birer birer ortaya çıkarıp bozdukça açılan geliş­tirmelerle genişliyor. Mk Ultra adlı, işin aslı epey bir iç karartıcı ama rakip teşkilât olan Beholder’a karşı sağlam hasar veren oda favorim oldu, maddi gelir sağlayan matbaa da ilginçti, ajan­larımızı kimlikleri açığa çıktıktan sonra zorunlu olarak saçını başını ismini değiştirmek de renkli bir özellik olarak yamanmış mekaniklere.

Eğitim bölümüne “dikkad” ederseniz Eğitim bölümü, hatta ayarlardan’eğitim bilgilerini açık tut’kısmı cidden önemliymiş dostlar, uzun süreler rakip ajanların saldırılarını durdurmak için ortalama kırk beş dakika süren on beş – yirmi görevi fazladan yaptıktan sonra, ikinci oyuna CIA karakteriyle başlayınca fark ettim bunu. Investigation Board adlı’araştırma – istihbarat – şifre çözme’kısmında görevler, uydu izleme, şehirlerdeki muhbirler, rakip casus sorgusu gibi kaynaklardan gelen rapor, mek­tup, kaset, fotoğraf vd. belgelerden bir kişiye, mekâna veya elektronik gereç, bilgisayar gibi bir eşyaya ulaşmamız gerekiyor ana öykü boyunca, yedi bölümde en az on – on iki kere bu durum yaşanıyor. Ben bahsettiğim şifre çözme kısmının İki dakikalık eğitimini dalgınlıkla pas geçince uzun süreler boyunca yapay zekâ ajanlarımın bu bilgiye ulaşma işini halletmelerini bekledim.

Saatlerin ilerlediği dünya haritası üzerinde, oyunu kaybet­tirecek çubuğu dolduran komplo saldırılan ve zaten kısıtlı sayıdaki ajanlarıma ve oyun içi paraya mâl olan, gizli üssün açığa çıkma tehlikelerine karşı saldırılarda bulundum, alarm çalınca ahlar vahlarla başvurduğum yükle – kaydetler de eklenince senaryoyu tamamlamam 90 saati geçti. Halbuki bilgileri basit şekilde fareyle tıklayarak çözseydim ve üsse saldın risk düzeyi kırmızı verince başka şehre taşınsaydım 50 – 60 saat civarı sürecekti. Yazıyı yazarken ekran ortasında mavi çizgilerle sınırlanmış alanlar görüyorum hâlâ, eleman­larımızın hareket noktalarını gösteriyorlar da…

PHANTOM-DOCTRINE1
PHANTOM-DOCTRINE1

Esas odaklanmamız gereken, sıra tabanlı strateji seven kankaların da (ilk 1983’te, dolmuş sırasında duymuştum bu kelimeyi de) merak ettiği görevlere gelelim şimdi. Dö­nemin teknolojisi, uzayın keşfindeki yarış, üçüncü dünya ülkelerindeki iç savaşlar, silah kaçakçılığı gibi yan öğelerle bezenmiş senaryoda biraz ilerleyince “tactical recon’adlı, görev öncesi ön hazırlık yapma olanağı veren bir ön görev çıkıyor, oyun süresiyle 10 saat tutan. Atölyemizde geliş­tirmeleri açtıkça, sayıları üçe kadar çıkan kılık değiştirmiş ajanlar ve dört yönden dürbünle zoom yaparak karanlık noktaları (fog of war) görmek, gizlilik ağırlıklı oynanışta büyük kolaylıklar sağlıyor.

Tamirci, ofis memuru, laborant gibi kılıklara girmiş ajanınız, hele gerekli özellikleri de aldıysa (bkz: İpucu), görevler rakipleri bayılt – baygın nö­betçiyi sakla – kameralan kapat ve gizlenerek ilerle şeklinde basit planlara dönüşüyor. 60 küsur farklı harita olması, hafif ve rahatlatıcı müzikler, değişik birkaç ajan yeteneği, bonus niteliğindeki gizli belgeleri ve donanımı toplamak, rakip casusları sırtlayıp sivillere bile görünmeden sihirli minibüs noktasına kaçırmak, bazen görüş alanıyla alarmı çaldırabilecek sivile veya nöbetçiye seslenerek (o ülkenin dilini bilen ajanımız varsa) ekibimize yol açmak gibi çok sayıda ve minik ayrıntı’eeh, hep aynı şey’sıkıcılığından büyük ölçüde uzaklaştırıyor olayı.

ХСОМ muhabbetine yol açan çatışma kısmına da değine­yim, 1983’te henüz modası geçmemiş bir şarkıyla hem de: Zor dostum, zor. Haritaya dağılmış bir – iki düşman ajanı, en az bizim elemanlanmız kadar hasar verebiliyorlar ve savun­ma güçleri var; hadi iyi siper alıp doğru taktikle az yara ala­rak hallettik, diğer dört beş lejyoner – nöbetçi de nispeten zayıf diyelim; orta seviyede beş – altı kişilik gruplar halinde gelen takviye güçler hiç bitmiyor ki! Rakibi silahla vurmak da ihtimal hesabı değil; zırha ve sipere göre değişen en yüksek ve en düşük hasar miktarları veriliyor sadece, uzak da olsa hedefi görmeniz yeterli.

Tam otomatik taramalıyla rakibin farkındalık gücünü (büyücülükteki mana, maglcka gibi, mavi bar, oyunda Awareness diye geçiyor) tüketmek, bomba ve tuzakları etkili kullanmak, ajanları çatışmada avantaj sağlayan yeteneklerle donatmak gibi değişik yön­temler de mevcut. Ama hedefe ulaştığınızda senaryo gereği çalan alarmlar ve başlardaki iki – üç bölüm ve kapanıştaki iki ana görev haricinde çatışmaya girmek akıl işi değil, hede­finiz amaçları tamamlayıp bir an önce mavi parlayan kaçış noktasına ulaşmak olmalı. Gizlilik tarafında da hareketlerini­zi iyi ayarlamak için az düşünmek gerekiyor tabii.

1980’lerin başını iyi hatırlayan ve sıra tabanlı yapımları seven bir oyuncu olarak beğendim Phantom Doctrine1. Steam’e göre (az kısmı AFK de olsa) 100 saati geçmişim zaten. Senaryoyu tamamladıktan sonra açılan üçüncü ajan özgeçmişini ve uzun – ayrıntılı öykü modunu oynamaya da yazıdan önce başladım bile. Buraya kadar’hmm, iyiymiş’iç düşünceleriyle okuduysanız alın oynayın diyebilirim rahat­lıkla. Steam’den’Modestie’rumuzuyla eklerseniz, çokoyun- culu modu da deneyebiliriz hatta. Görev tamamlandı; Biiip İ düt cız cız…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Güvenlik Kodu * Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.