Oops! It appears that you have disabled your Javascript. In order for you to see this page as it is meant to appear, we ask that you please re-enable your Javascript!

Tacoma

Yapımcı stüdyo Fullbright, 2013 yılında çıkan Gone Home ile herkesin hoşuna giden bir oyun ortaya koymuştu. “Yürüme Simülatörü” tarzındaki yapım, kaşiflik yaparak parça parça öğrenilen hikayesi ile tüm bu beğenileri hak ediyordu. Aradan geçen dört yılda çok sayıda benzer yapım karşımıza çıksa da, ustaların elinden çıkacak olan yapımların heyecanı bir başka oluyor elbette. Fullbright, bizleri bu sefer de bilim kurgu öğeleri taşıyan bir hikaye ile uzaya çıkarıyor. Bayanlar ve baylar; Tacoma’ya hoş geldiniz!

Tacoma’da sene 2088’dir. Ana karakterimizin adı Amy ve oyuna başladığımızda bir uzay araştırma istasyonu olan Tacoma’ya yeni ayak basıyoruz. Bu arada, 2088 yılında uzay yolculuğunun ve kâşifliğinin bir hayli geliştiğini de belirtmek isterim. Karakterimiz Amy, Venturis Şirketi tarafından Tacoma’nın altı mürettebatının başına neler geldiğini araştırmak için görevlendirilmiştir. Yani olay gelecekte geçse de amaç geçmişte olan bi­teni araştırmak. Tacoma’nın yapay zekâsı ile mürettebatın birbiriyle yaptığı konuşmaların (mutlu – acı – korku) ve yaptıklarının izini sürmek, parçalan birleştirerek “Tacoma’da neler oldu?” sorusuna yanıt aramak Amy’nin görevidir.

Tacoma’nın Gone Home’dan tek farkı geçtiği dünyanın farklı olması. Aynı tarz, aynı kont­roller aynı amaç; parçaları bir araya getirip hikâyeyi oluşturmak. Ama açıkçası, Tacoma bir Gone Home değil. Bunun sebebi de bana göre oyunun bilim kurguya yaslanmış olması. Tacoma’nın içeriği kötü değil lâkin Gone Home’daki içtenlik ve o bireysel bağ burada yok. Onun yerini teknoloji almış.

Yani, mesela yağmurlu bir gecede koca bir evde yapayalnız bir karakterin hikâyesi ile son teknoloji bir uzay istasyonunda geçen hikaye aynı olabilir mi? Tabii ki hayır. Sanı­rım ne demek istediğim anlaşıldı.

Tacoma’nın bir yürüme simülasyonu oyunu olduğundan defalarca bahsetmeme herhalde gerek yok. Bu oyunda standart macera türündeki oyunlar gibi bulmacalar beklemeyin. Amaç geçmiş kayıtları gözden geçirmek, dokümanlar, resimler gibi eşyaları incelemek ve ipuçlarını birleştirmek. Gone Home’daki gibi biraz ürküten bir atmosfer yok fakat Tacoma’nın tasarımını çok beğen­dim. Uzay temasına uygun nesneler, yapay zekâ, yer çekimsiz ortamlar derken bilim kurgu tadını alıyorsunuz. Geçmiş kayıtları dinlerken konuşan karakterlerin dijitalleşti- rilerek adeta bir hologram oluşturulması da tatlı bir detay olmuş. Hikâye aşama aşama ilerliyor. Yani Tacoma’nın bir bölgesinde işimiz bittikten sonra bir başka bölümüne geçiyoruz. Toplamda üç büyük ana bölüm ve ona bağlı bölümcükler mevcut.

Grafiksel olarak Tacoma çok güzel görü­nüyor. Zaten bilimkurgu tadını vermesinde grafiklerin katkısı büyük. Lâkin detaya indikçe küçük de olsa aksaklıklar çıkmı­yor değil. Örneğin bana göre imleç çok küçüktü. Yani sık sık etkileşime girebilece­ğim yerleri imleç yüzünden göremedim ve gözlerimi kocaman açmak zorunda kaldım. Bunun dışında dekorasyonlarla süslenmiş uzay gemisi göze hoş geliyor. Aynı şekilde müzikler ve diyaloglar da sağlam. Bir de altyazılar bazen üst üste gelmeseymiş iyi olurmuş.

Oyun süresi ortalama beş saat. Eee, içerisinde herhangi bir aksiyon veya bul­maca olmayan bir yapım için bence ideal. Sonuçta daha fazlası işin tadını kaçırabilir, azı da yetmeyebilirdi. Kıvamında yani. Hatırlatayım: Gone Home tadında bir oyun beklemeyin. Gelgelelim bu tarzı seven oyun severlerin Tacoma’dan memnun kala­cağını da tahmin ediyorum. En azından ben sevdim ve hikaye olarak çok etkilenmesem de dikkatimi cezbeden birçok noktası oldu.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Güvenlik Kodu * Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.