Tales of Berseria

Batıda bazı örnekleri hariç çok fazla popüler olmasa da JRPG türü Japonya pazarın­da çok önemli bir yere sahip. Final Fantasy serisini hepimiz biliyoruz ama doğuda o kadar fazla sayıda popüler JRPG var ki, birçoğunu İngilizceye uyarlanmadığı için bizler bilmiyoruz bile. Bir de Tales serisi var tabii ki. 1995 yılında Tales of Phantasia ile başlayan seri, tıpkı Final Fantasy serisi gibi istikrarını bozmadan sevenlerinin karşısına çıkmaya devam ediyor. Evet, bir FF kadar popüler değil belki ama başta Japonya olmak üzere konu JRPG olunca önde gelen mihenk taşlarından olduğu da inkar edilemez. Her türlü konsola uyarlanan, cep telefonlarında yer edinen, anime serileri yapılan bir seriden bahsediyoruz sonuçta. Bu uzun serüvenin “şimdilik” son halkası ise Tales of Berseria.

Tıpkı FF oyunları gibi Tales serileri de birbir­lerinden bağımsız yapımlar. Zaten doğrudan bağlantılı olunca aynı ismin sonuna “2” ibaresi geliyor. (Bkz. Tales of Xillia 2) Elbette geçtiği evrenler arasında minik de olsa bağlantılar oluyor veya göndermeler yapılıyor lâkin Tales of Berseria’da durum çok az da olsa farklı. Evet, Tales of Berseria’nın kendi orijinal hikayesi ve karakterleri var ama yapılan açıklamaya göre Berseria’nın sonu, bir önceki yapım olan Tales of Zestiria’nın başlangıcını oluşturuyormuş. Yani bir nevi resmi olmayan bir prequel.

Sondan bir önce

Tales of Berseria’da olaylar Kutsal Midgand İmparatorluğu’nda geçiyor. Hikaye de şöyle; gü­nün birinde kızıl bir ay göğe yükselir ve sonra­dan “Daemonblight” (İblis Yıkımı) adı verilecek olan korkunç bir hadise meydana gelir. Velvet ve küçük kardeşi Laphicet’in yaşadığı köy de şeytan yıkımından nasibini alır ve köy halkının büyük çoğunluğu akıl ile mantıktan yoksun, önüne gelenlere saldıran daemonlara dönü­şür. Velvet ve Laphicet’i, ablaları Celica’nın kocası Artorius kurtarır lâkin hamile Celica bu kıyımdan maalesef sağ çıkamaz. Bu vahim olaydan sonra aradan yedi sene geçer. Velvet artık genç bir kız olmuştur ve Laphicet de “narin” bir delikanlı. Artorius ile beraber yeni köylerinde mutlu mesut yaşamaktadırlar. Derken kızıl ay geri döner ve tüm köy daemo- na dönüşür, Velvet yedi sene önceki kabusu yeniden yaşar. Doğal olarak Velvet, kardeşi Laphicet ve Artorius’u aramaya koyulur. Bu arada, Artorius, daemonlara karşı savaşan güçlü bir savaşçıdır. Velvet ikisini de bulur ama gözlerine inanamaz çünkü Artorius bir ayin gerçekleştirmekte ve Laphicet’i kurban etmektedir. Artorius tarafından Velvet de kurban edilmek ister lâkin Velvet kolay lokma değildir. Tüm bunlar yetmezmiş gibi iblis yıkımı Velvet’in kolunu ele geçirir ve onu bir nevi yarı daemona dönüştürür. Derken olaylar yaşanır da yaşanır ve Velvet kendisini özel bir hapishanede bulur. Aradan üç sene geçer ve Velvet’in aklında tek bir düşünce vardır: Kardeşinin intikamını almak. Artorius ise Abbey adında savaşçılardan oluşan kutsal bir birlik kurmuş ve halk tarafından “kurtarıcı” gözüyle görülmektedir.

Tales of Berseria görüldüğü üzere “kötülük dün­yayı ele geçirdi, bir araya gelip kurtaralım, pren­sesle evlenelim” tarzı standart bir hikaye değil. Berseria, türdeşlerinden farklı olarak bir intikam hikayesi. Elbette oyunda ilerledikçe hikaye yan senaryolara kavuşuyor ve birçok bilinmezlik var. Örneğin Artorius gerçekten kurtarıcı mı yoksa işin içinde başka bir şey mi var? Neden kurban etme gereksinimi duydu? Ve en önemlisi de ana karakterimiz Velvet daemon güçlere sahip olduğu için kötü karakter. En azından öyle olması gerekiyor, değil mi? Artorius iyi kalpli kurtarıcı ve Velvet ise canavar.

Kontrol karmaşası Animelere taş çıkartan bir açılıştan sonra kontrolleri ele aldığımızda bir alıştırma bölümü karşılıyor bizi. Oyunun dövüş sistemi gerçek za­manlı. Yani dövüş başlıyor ve rakiplerinize tekme tokat dalıyorsunuz. Elbette bu o kadar da kolay değil. Açık açık söyleyeyim; oyun size ne nedir, ne işe yarar gösteriyor ama deneme yanılma yapmadan, kafanız karışmadan olayı kavramak gerçekten zor. “Artes” adı verilen dövüş tarzları ile çeşitli kombinasyonlar elde edebiliyorsunuz. Nasıl desem; önce tekme, sonra yumruk, sonra da sersemletici yumruk gibi. Gamepad’in her tuşuna farklı bir vuruş stili de ekleyebiliyorsunuz. Düşman ateşe karşı zayıfsa önce ateş büyülü bir yumruk atabilir, ardından sersemletebilirsi­niz. Şimdi okurken bile biraz karışık geldiğinin farkındayım ama kısa bir süre sonra olayı çözü­yorsunuz. Tabi bu hareketlerin her biri SG (soul gauge) denilen puanlar tüketiyor. Yani sürekli güçlü saldırılar yapmaya çalışırsanız SG’niz çabuk tükenir ve saldırı yapamaz hale gelebi­lirsiniz. SG’niz tükendiğinizde yapabileceğiniz en iyi şey korunmak çünkü korununca SG daha çabuk doluyor. Korunmanın yanında tam isabet kombolar da SG’yi çabuk dolduruyor. Bu yüzden kombolarınızı ayarlarken en güçlü saldırılardan ziyade düşmanlara karşı hangisi efektif olur, ona odaklanın.

Düşmanla etkileşime geçtiğinizde sınırları çizgilerle belirtilen arenalarda dövüşüyorsunuz. Partinize karakterler eklendikçe dövüşebileceği­niz karakter sayısı da artıyor. Bu arada, önemsiz dövüşlerden çizgi dışına çıkarak kaçabilmeniz mümkün. Boss diye tabir edilen düşmanlara karşı ise ya istiklal ya Ölüm! Partimize dönecek olursak; dört kişi ile beraber arenada mücadele ediyoruz ve geri kalanlar yedeğe çekiliyor. Ye­değe çekilenleri de tıpkı bir basketbol maçı gibi dilediğimiz zaman bir karakterimizle değiştirebi- liyoruz. Velvet dışında emrimize sunulan birçok karakter var. Büyü yönü güçlü olan veya uzun mesafeden iyi olan. Karşılaşacağınız düşmana göre karakterinizi seçerek o düşmana uygun kombolarla rakibinizi daha rahat alt edebilir­siniz. Ve elbette düşmanları bir bir yok etikte deneyim puanı kazanarak level atlıyoruz. Karakterler güçleniyor ve yeni silahlar edinebi­liyoruz. Silahların dışında da Berseria serisinde karakterleri çeşitli mini oyunlar (örneğin avlanma) sayesinde kazanılan puanlarla farklı elbiseler satın alıp giydirebiliyorsunuz.

Peki, Tales of Berseria’nın kötü yanları neler? Aslında öyle “işte burası olmamış” diyebilece­ğim bir yeri yok. Bazı mini oyunlar eğlenceli sayılmaz ve yan senaryolar gereğinden fazla uzayabiliyor, bazı karakterler gıcık edebiliyor. Bunun dışında oyunun zevkini düşüren bir an yaşamadım. Dövüş sistemini çözerken biraz sinirlenmiş olabilirim, o kadar. Bir de grafikler biraz daha net olabilirmiş. Demek istediğim grafikler kötü değil. Hatta şahane gölgelendir- meler var lâkin her şey çok iç içe geçmiş gibi ve haritaya bakmadan yolu bile görmeniz güç. Çok fazla “cıvıl cıvıl” olduğundan mı diyeyim artık, özellikle ormanlık alanlarda renk karga­şası hakim. Oynamaya problem mi? Elbette hayır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Güvenlik Kodu * Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.