The walking Dead: A New Frontıer

Hayat bir oyun; kimileri piyon, kimileri patron. Üzücü olansa bu denklemin doğaüstü bir olaydan sonra bile değişmeyeceği gerçeği…

Artık Telltale Games ismini duymayan kalmamıştır. Malumunuz, firmanın hemen tüm yazılarını yazan yazarınız olarak kendimi her yazımda Telltale Games’i tanıtarak giriş yapmak zorunda hissediyordum. Fakat bu tanıtım silsilesine artık bir son veriyorum! Bir nevi kendi tarzım yaratan Telltale, bugüne kadar birçok farklı oyun üretti. Farklı isimlerden etkilenen firmanın benim için en etkileyici serisi hep The Walking Dead oldu. O yüzden seriye eklenecek olan yeni oyunu büyük bir heyecanla bekliyordum. İlk iki sezonun muazzam ilerleyişi ardından sanıyorum The VValking Dead seven tüm oyun severler tıpkı benim gibi büyük bir beklenti içindelerdi. Nitekim 20 Aralık 2016 tari­hinde piyasaya çıkan oyun, nihayet beşinci bölümü ile final yapmayı başardı. Biz de oyunu parça parça mıncıklamaktansa tek seferde anlatalım istedik. Gelin bakın, ölülerin dünyasında bu sefer nasıl bir macera bizleri bekliyor.

 

Aile bağları

Tüm Telltale oyunlarında olduğu gibi A New Frontier de bölümlere ayrılmış bir yapım. Her bölümün ken­disine özel bir senaryo akışı bulunduğu gibi, kendi içerisinde farklı iniş ve çıkışları da bulunuyor. Ancak tüm bölümleri bitirdikten sonra tam anlamıyla oyunu deneyim etmiş olabiliyorsunuz. Daha önceki oyunumuzda Elementine isimli ufak kızın başın­dan geçen olayları deneyim etmiştik. Açıkçası hem gerilim, hem de psikoloji açısından son zamanlarda piyasaya çıkmış önemli isimlerden birisi de The Walking Dead: Season 1 ve 2’dir. Gerçekten insanı şaşırtmayı başaran bir sonla elveda dediğim ikinci sezonun ardından, A New Frontier’e başlamadan önce beklentilerim gerçekten yüksekti ve sanıyorum yapımcı firma da oyuna nokta koyduğu son andan yeni oyuna olan geçiş hakkında bir hayli kafa patlatmış.

Yeni oyunumuz olayların patlak verdiği bir yerde başlıyor diyebiliriz. Henüz yürüyen ölü mantı­ğının pek de anlaşılmadığı bu dönemde, evde yaşanan bir arbede ve akabinde ortaya çıkan bir yürüyen ölü ile macera başlıyor. Tabii oyunun tümüne hakim olacak aile draması da aslında tam olarak ilk sahneden devreye giriyor. A New Frontier’deki ana karakterimizin ismi Javier Gar­da. Bu güzel kardeşimizin David Garcia isimli kardeşi ile muazzam sorunları söz konusu. Daha doğrusu bir noktada David’in hem kendisi, hem de galaksi ile farklı sorunları var. David’in karısı rolünü oynayan Kate Garcia ise kocasından ve ilişkisinden pek de memnun olmayan bir kadın, işi daha da dramaya sürükleyense kontrol ettiği­miz Javier ile Kate arasında her an ortaya çıkabi­lecek kocaman bir aşk olması. (Tabii aşk göreceli bir kavram. Olaya nasıl baktığınıza göre değişir.) Bu ilişki sarmalının haricindeyse bir de Mariana ve Gabe isimli iki çocuk bulunuyor. Oyuna tam anlamıyla giriş yaptığımızda, Post-Apokaliptik döneme de geçiş yapmış oluyoruz. Bu esnada az önce bahsettiğimiz karakterler arasından David sırra kadem basıyorken, kalan dörtlü bir arada seyahat etmeye başlıyor. Yol uzun. Bir yandan açlık, diğer yandan yürüyen ölüler…

Zor kararlar

Başladığımız yolculukta birçok farklı karar vermemiz gerekiyor. Öncelikle plan ne? Tamam, oyunun bize sunduğu bir plan söz konusu ama bu plan esnasında ne gibi önceliklerimiz olacak? Daha önemlisi, etik değerler böyle bir ortamda nasıl devreye girecek? Post-Apokaliptik bir ortamda insanlar için hayatta kalmak bir hayli zor ve bir şekilde hayatta kalmak için kaynak ge­rekiyor. Fakat etraftaki tek tehlike yürüyen ölüler değil. Aksine, her daim olduğu gibi hayatta kalan insanlar daha büyük bir tehlike anlamına geliyor. Neden mi? Çünkü bir türlü doymak bilmiyoruz da ondan. A New Frontier’de de birçok farklı NPC ile karşılaşıyoruz. Bunlardan birisi olan “Jesus” takma isimli Paul Monroe, yeni oyunun kesinlikle en kaliteli işlerinden bir tanesi. Adalet konusuna büyük bir takıntısı olan bu güzide in­san ile yolculuk etmek gerçekten keyifli. Aslında tüm Telltale oyunlarında olduğu gibi öncelikle çevremizde düzenli olarak etkileşimde olduğu­muz karakterleri kısa sürede tanımak, oyunun gideceği yönü bir anlamda şekillendirmek için büyük önem arz ediyor. Zaten neredeyse tüm karakterler şekillerini kısa sürede belli ediyorlar. Oyuncu olarak tek yapmamız gereken verilen tepkileri doğru şekilde analiz edip, vereceğimiz kararları ona göre belirlemek.

Oyunda ilerledikçe yeni yerler de keşfediyoruz. A New Frontier’in merkez üssü Richmond isimli yerleşim. Bu bölge, birisi tanıdık olmakla bir­likte, toplamda dört farklı kişi tarafından idare ediliyor. Bir anlamda ufak bir kasaba kıvamına gelmeyi başaran bölge, biraz vakit geçirdikten sonra huzurlu bir yerden ziyade, kapalı bir ceza evi hissiyatı uyandırmaya başlıyor. Zaten olaylar da tam olarak burada alevleniyor. Üçüncü se­zona denk gelen Richmond ve yaşanan olaylar silsilesi, beş bölümlük sezonun en iddialı kısmıydı diyebilirim. Bu da bir anlamda, ilk iki bölümü oynayıp bir karar vermeyin demenin farklı bir yolu.

The Walking Dead: A New Frontier, serinin önceki oyunlarını beğenenlerin kesinlikle deneyim etmesi gereken bir oyun olmuş.

Daha önceki oyunları deneyim etmeyenler içinse, deneyim edenlere göre boşluklarla dolu bir yapım gibi kalacaktır. Dediğim gibi yeni NPC’Ier ve de özellikle “Jesus” karakteri oyuna renk katmış. Ayrıca Clementine’ı dışarıdan bir göz olarak deneyim etmek de ayrı bir keyif. Geçmişte yaşanan bazı olayları bizzat oyna­yarak görmek ve geçmiş senaryoları şekillen- direbilmek de bir diğer dikkat çeken nokta. Tüm bunların dışında seriye eklenen muazzam bir yenilik ne yazık ki yok. Hoş, bir noktada olmasına gerek de yok. Günün sonunda bu bir Telltale Games oyunu ve firma uzun bir süredir son kullanıcıya sunduğu oyun deneyimini hiçbir şekilde değiştirmedi ve öyle görünüyor ki değiştirmeyecek de. Ha, keşke daha fazla etkileşim olsa, keşke şu Cel-Shade grafik teknolojisi olduğundan daha az şirin olsa ama işte şimdilik eldeki bu dostlar.

 

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Güvenlik Kodu * Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.