Oops! It appears that you have disabled your Javascript. In order for you to see this page as it is meant to appear, we ask that you please re-enable your Javascript!

Yeni Antibiyotiklerin Özellikleri

Aslında çözüm aradığımız büyük sorun­ların çoğunu kendi kendimize yarattık. Yeni antibiyotikler keşfetmeliyiz çünkü çok uzun bir zaman boyunca süren aşı­rı antibiyotik kullanımımız yüzünden bakterileri daha dirençli hale getirdik. Üstelik sadece hastalanıp doktora git­tiğimiz zaman almıyor, besin kaynakla­rımız ve tükettiğimiz çiftlik hayvanları yoluyla da antibiyotik yükleniyoruz. Çiftlik hayvanlarında, gerekmedikçe antibiyotik kullanımını önlemek adına “ilaçsız et” kampanyaları başlatıldı. Ye­tiştiriciler buna son verseler bile tarım toprağına bulaştırdığımız antibiyotikler yüzünden, bir gün antibiyotiğe dirençli bakteriler gıda zinciri içinde yayılmaya başlarsa, bu durumu kontrol altına ala- mayabiliriz. Direnç arttıkça, kullanmak­ta olduğumuz antibiyotiklerin hiçbir işe yaramayacağı noktaya doğru çekiliyo­ruz. Sorun 2050 yılına dek çözülmezse, kanserden daha fazla ölüme neden ola­cağı söyleniyor. ABD Hastalık Kontrol ve Korunma Merkezi (CDC), çözüm buluna­mazsa sıradan enfeksiyonlar yüzünden her yıl 10 milyon kişinin hayatını kaybe­deceğini açıkladı. Kanserden kurtulmak için yeni yöntemler geliştirip hastalığı elimine etmeye adım adım yaklaştığımız bu devirde, sanki ortaçağda yaşıyormuşuz gibi basit bakterilerle savaşabilmek için yeni antibiyotik türlerine ihtiyaç duyacağız. Antibiyotiklerin keşfinden önce insanların ortalama yaşam süresi şimdikine oranla çok kısaydı çünkü en­feksiyonla mücadele etmek mümkün olamıyordu.

Büyük bir sorun daha var: Hastaların günlük olarak tüketmek zorunda kal­dığı bazı ilaçlara oranla, sadece ihtiyaç duyulduğu zaman ve belli oranlarda alı­nabilen antibiyotikler için yeni çözüm­ler geliştirmek, yani yeni antibiyotik avına çıkmak ilaç şirketleri için pek karlı bir yatırım değil. Tüm dünyada kabul gören bir kuruluş olan Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA). ilaç şirketlerinin bu alanda yatırım yapması için birbi­rinden farklı teşvikler sunuyor olsa da sorun hala çözülemedi. Daha da kötüsü: 2016’nm son günlerinde yayınlanan bir araştırmada Groningen Üni­versitesi bilim insanlarının keşfetmiş olduğu üzere, dirençli bakteriler et­rafta oldukları sürece, kolayca yenebildiğimiz bakteriler de antibiyotiğe karşı daha uzun süre dayana- bilme becerisi kazanıyor. Ve bu durum karşımıza çok daha büyük zorluklar çıkarabilir.

2015 yılında, İngiliz bilim insan­ları teixobactin isimli, toprakta bulunan yeni bir süper antibiyotik keşfetmişlerdi. Kullandıkları teknik­le. tıpkı topraktakini bulmuş olmamız gibi okyanusta da antibiyotik arayışına çıkabiliriz. Okyanus araştırmalarında, bakterilerin direncini kırabilen, böyle- ce mevcut antibiyotiklerin çalışması­nı sağlayan bir mekanizma keşfedildi. Keşfe imza atan Woods Hole Oşinografi Enstitüsü araştırmacıları, daha iyi ince- lenebilirse okyanuslarda bu amaç için kullanılabilecek başka çözümler de ol­duğunu söylüyor. Tel Aviv Üniversitesi araştırmacılarıysa CRISPR gen düzenle­me tekniğini kullanarak bazı bakterile­rin dirençli genlerini devre dışı bırakıp, bazılarını da antibiyotiğe karşı zayıf du­ruma getirdiler. Hastanelerde kullanıla­bilecek olan bu yöntemle, en korkulan patojenlerin yayılması önlenebilir. Bir diğer çözüm de ‘ninja virüsler’. İnsanla­ra zarar vermeden bakterileri avlayan bu virüsler, yani bakteriyofajlar doğada zaten mevcut. Örneğin burnumuzdaki bakteriyofajlar sayesinde havadan yayılan mikropların çoğunu doğal bir sa­vunma sistemiyle öldürüyoruz. Uzun bir süre boyunca dikkate alınmamış olsalar da artık antibiyotik savaşındaki önemli figürlerden birine dönüştüler. Yeni Ze­landalI araştırmacı Heather Hendrick­son bu virüsler üzerinde çalışan bilim insanlarından. Araştırmacı, bakteriyo- fajların savaştığımız bakterilerin sayı­sını da azaltacağını ve bunun sanıldı­ğından daha kolay olacağını söylüyor; “Toprağın her bir gramında, dünyadaki insan sayısından daha fazla bakteriyofaj var.” Ayrıca mevcut antibiyotiklerin, son yıllarda iyice emin olduğumuz üzere, vücudumuzdaki yararlı bakterileri de öldürdüğünü ve bu yüzden bir hastalığı iyileştirirken bir başkasına neden olabildiğini biliyoruz. Ninja virüslerse hedefe yöne­lik kullanılabilir. Bu yöntem şimdiden Gürcistan, Rusya ve Polonya’da ciddiye alınmaya ve araştırılmaya başlandı.

Yine de mevcut soruna getiri­lecek en acil ve uygun çözüm, hem tarım ve hayvancılıkta hem de hasta­lıklarla savaşta antibiyotik kullanımını azaltıp bakterilere direnç kazandırmaya son vermek. Bu çözümü uygulamaya ge­çiren bazı İskandinav ülkeleri de tabii ki önce tarım ve hayvancılıktaki gereksiz antibiyotik kullanımını sonlandırdılar. FDA’ya göre; üretilen antibiyotiklerin büyük çoğunluğu hayvancılık endüstri­sinde, hayvanların daha çabuk büyüme­sini sağlamak gibi saçma bir amaç uğru­na kullanılıyor. Çünkü aşırı tüketiyoruz ve hayvancılık endüstrisi de bize böyle bir çözüm sunmuş. Sonuçta neresinden bakarsak bakalım, elimizde pimi çekil­miş, patlamaya hazır bir bomba var ve sorumlusu da biziz. Hayvanlar, kolayca hasta olabilecekleri (kötü yemek, kirli su, kalabalık kafesler), son derece kötü şartlara sahip ortamlarda yetiştirilirken bir de aşırı antibiyotiğe maruz bırakılı­yor. Danimarka’nın yaptığı araştırmalar, çiftlik şartlarının düzeltilmesiyle birlik­te hayvanların antibiyotiğe ihtiyaç duy­mayacak kadar sağlıklı olabildiklerini gösterdi.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Güvenlik Kodu * Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.